Ten Uyumu ve Feromonlar | Devis'So Psychology Engineering

Ten Uyumu ve Feromonlar

Kamasutra devisso

Kamasutra devisso

Aile ve İlişkiler Hakkında…

TEN UYUMU

Dokunmayı karşı koyulamaz hale getiren feromonlar gibi hormonal, bilinçaltı süreçler gibi psikolojik ve tarafların birbirlerinin cinsel anlayışına hitap eden öğelere sahip olması durumu gibi sosyal çerçevelerde iki kişi arasında meydana gelen olumlu ve çekici etkileşimlere “ten uyumu” denir. Ten uyumunu yasamak ve bu anı hissetmek her insana nasip olmadığı gibi bunun hem bilimsel hem de ruhani açıdan açıklamaları mevcuttur.

Ten uyumunun önemli unsurları; tenin rengi, tenin kokusu, tenin verdiği his, tenin tadı ve tenin dokusudur.

Ten Uyumunun Özellikleri
*Bir kez yaşandı mı bağımlılık yapabilir,
*Bırakıp ta gidememeye neden olabilir,
*Hasta edebilir, 
*Süründürebilir, 
*Kelimelerle tarif edilmesi zordur, 
*Farklı bir boyutta iletişim sağlar,
*Sosyal bir olgudur,
*Denemekle anlaşılır,
*Kişide “acaba aynı tenden mi yaratıldık?” düşüncesini akla getirir,
*İkili ilişkilerin gidişatını belirleyebilir,
*Partnere karşı olur olmadık yerlerde dokunma isteği yaratabilir, 
*Genellikle güzellik veya yakışıklılık ile uzaktan yakından alakası yoktur,
*Aşkı, şehveti ve cazibeyi kaçınılmaz kılabilir,
*Zorlamayla olmaz, 
*Coşku, mutluluk, özgüven gibi iyi hissetme duyguları verebilir,
*Zaman içinde büyüyen ve gelişen bir durum değildir,
*Kişinin duygularını heyecanlandırır,
*Cinsel isteği artırır,
*Anıları canlandırır,
*Dinlendirici etkileri vardır,
*Sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayatta etkisi çok büyüktür,
*Kişi kendine dokunuyormuş gibi hissedebilir.

Hormonlarla ilişkili olan ten uyumunu; duygularımız, düşüncelerimiz, alışkanlıklarımız, yetişme tarzımız ve daha birçok şey etkileyebilir. Her insanın teni parmak izi gibi farklıdır.

Ten uyumu ve cinsellik arasındaki ilişki incelenirken “feromon” adı verilen moleküller keşfedildi. Aşkı bile kontrol eden bu zerrecikler burundan havayla beraber alınarak beyne iletilir ve bir ten haberleşmesi olur. “Aşkın kokusu” olarak tanımlanan bu maddeler sayesinde kişinin ruh hali ve davranış şekilleri değişir. Örneğin yumurtlama dönemindeki kadınların etrafa yaydığı feromonlar erkeklere daha çekici gelir. Doğadan bir başka örnek; kraliçe arıdan, yengeçlere kadar pek çok canlı feromon salgılayarak hayat alanlarını işaretleyebiliyor. Ayrıca tek başına yaşayan erkeklerin sakal ve saçlarının geç çıkması, birlikte oturan kadınların adet günlerinin aynı zamana rastlaması, birlikte yaşayan insanların birbirlerine benzer davranışlar göstermelerinin altında feromonlar olduğu iddia edilmiştir. Vücuda çeşitli maddeleri salgılayarak bizim sağlıklı, mutlu yaşamamızı sağlayan salgılara “hormon” deniyor. Feromonlar, vücudumuzun salgıladığı hormonlardan sadece birisidir. Ten uyumunda gösterdiğimiz ve yukarıda bahsettiğim davranışların sebebi, vücudumuzun salgıladığı işte bu feromonlardır.

Milliyet Gazetesinde okuduğum Güneri CIVAOĞLU’nun bu yazısına da yer vermek istiyorum

Kadınlar… ‘Feromon’a dikkat

Kadını cinselliğe uyaran mucize kimyasalın adı; “feromon.”
İnsan ve hayvan derilerinin havaya salgıladığı koku bu.
Erkeklerin ter nemi içinde bulunuyor. Bir damla erkek terinin yüzde birindeki miktar “feromon “, kadın üzerinde güçlü bir “cinsellik çağrışımı” yapmaya yeterli oluyor.
Parfüm firmaları uzmanlarının bu maddeyi tıraş sonrası losyonlarına ve parfümlere katmak için -adeta- çıldırmaları doğal. En etkili oldukları zamanlar mı?
Kadınların burunları ve beyin devreleri, özellikle yumurtlama dönemi öncesinde aşırı hassastır. İşte özellikle o günlerde erkek cildindeki doğal nemin havaya yaydığı “feromon” , kadının cinselliğini uyandırıyor, tetikliyor.

KADINI ALDATMAYA AZMETTİREN
Türkiye’de, “aldatmak” ya da “ihanet” sözcükleri kullanılıyor.
Oysa bunun “incitici” ve “suçlayıcılık faktörü” sıfırlanmış olan ifadesi “paralel yaşam…”
“Feromon” işte kadını bazen “paralel yaşam” heyecanına iten de bir neden olabiliyor.
Yumurtlama dönemi öncesinde kadının kokulara daha duyarlı olduğu günlerde yabancı bir “feromon” çekim alanına girmesi mümkün. Bilimsel olarak anlatayım…
“Erkek terinde bulunan androstadienon” adlı “feromon”a maruz kaldıklarında (androstadienon, yumurtalıklar tarafından üretilen bir androjen olan androstenedionun birinci dereceden kuzenidir) kadınların 6 dakika içinde ruh halleri iyi yönde değişir. Havadaki bu “feromon”lar saatlerce, kadınların kötü hallere girmelerini engeller.
Zaten bir partnere sahip kadınların, yumurtlama öncesi dönemlerde daha dominant erkeklerin kokularından hoşlandıkları yolunda bulgular var.
Elbette bunu “paralel yaşam” ya da “kısa süreli heyecan” boyutuna taşımayan ve o sınırda duran, hatta erkeğine sevgisi, diğer moral değerleri nedeniyle bilinçaltının o kanallarını dumura uğratmış kadınlar da çok.

Kuşlar da aldatır
Araştırmalara göre, kuş türleri arasında hayat boyu birlikte olunacak partnerin seçildiği türlerde de “ağır ihanet” var. Bu partner, dişi kuşun hayatına girdikten sonra yavruların yüzde 30’undan fazlası farklı bir erkekten oluyor. Ve zavallı partner, bundan habersiz, hâlâ onlara gagasında besin taşıyor. İnsanlara dönelim…
Kadın sadakatine vurulan bir darbe de, araştırmalara göre yüzde 10 dolaylarında “feromon” kurbanı çocuk doğmakta olduğu…
Ve sonuç…
Kadınlar da, aynı erkekler gibi monogam (tek eşli) yaratılmıyorlar. Ancak sosyal koşullar, dini inançlar ve bunun gibi etkilerle paralel yaşama fiziksel, hatta beyinsel geçmiyorlar.
Zaten “feromon” kadının “bilincini” değil, “bilinçaltını” etkiliyor.

52 SANİYEDE 1 SEKS
Erkek beyninden her 52 saniyede 1 karşı cinse karşı ilgi geçiyor.
Bir çift göz… Göğüs… Kalça hareketi… Kadın sesi… Kadına ait her şey…
Eminim ki kadının da bir “feromonu” vardır; bilmiyoruz.
Olmasa… Dünya güzeli bir kadına bazen ilgi duymayız da, kadınların kendi aralarında dudak büktükleri, beğenmedikleri bir karşı cins bizi heyecanlandırır. Cildinin nemi havaya nasıl bir “sosyal kimyasal” bırakıyor acaba?
Kadın parfümü uzmanları bunun için de çıldırma durumunda olabilirler.
Gene de işleri daha kolay.
Her 52 saniyede bir cinsellik düşünen erkeği tetiklemek sorun değil.
Oysa… Kadın beyninden günde sadece 2 veya 3 kez “cinsellik” düşüncesi geçiyor. İşte o nedenle erkek tıraş losyoncularının, tıraş sabuncularının işi zor.

KADINI ANLAMAK
Yukarıdaki satırları, “kadını biraz olsun anlamanın” hazine gibi bilgilerini sunan “KADIN BEYNİ” adlı kitaptan aldım. (Dr. Louann Brizendine/Kelebek Arges/6. Baskı.)
Gerçi Fransa Kralı I. François’nın Tour kentindeki eski sarayda sergilenen ve kristal üzerine elmas kalemle kendisinin yazdığı “Kadını anladığını sananın vay haline!..” sözleri gerçeği yansıtır ama… Gene de Dr. Louann Brizendine bazı ipuçları veriyor.
Gerisini “arif” olan anlar, anlamaya çalışır.

 

Milliyet Gazetesi  14 Ekim 2007 Güneri Civaoğlu 

 

Bir paylaşımda sızıntı gazetesinden 

Kimyevî Bir Haber ve Tesir Yolu: Feromonlar

Hayvanlar âlemine verilmiş mühim hususiyetlerden birisi, bulunduğu çevrenin farkında olmalarıdır. Böylece bir hayvan hem kendi hemcinsleriyle haberleşir, hem de diğer hayvanlardan haberdâr olur; onlarla olan dostluk-düşmanlık, av-avcı gibi münasebetlerini ayarlar. Bizim ileri teknoloji ve elektronik bilgilerimizle kısmen yakalayabildiğimiz haberleşme ve karşı tarafa tesir etme gibi girift problemleri, Kudreti Sonsuz Yaratıcımız’ın sonsuz ilmiyle çok çeşitli mekanizmalar kullanarak çözülmüştür. Akılsız, şuursuz ve ilim sahibi olmayan bir çok hayvan sırlarını henüz yeni yeni anlamaya başladığımız kimyevî bir dili kullanırlar.
Feromonlar, bir canlıdan salgılandıktan sonra aynı türden başka canlılarda davranış değişikliklerine yol açan, aralarında haberleşmeyi sağlayan koku benzeri, ama kokusuz kimyevî maddelerdir. Feromon kelimesinin sözlüklere girmesi 1950’lerden sonra olmuştur. Dişi bir kelebeğin (Lasioampa quercus) salgıladığı bir maddenin erkek kelebekleri çektiğini ve ortamda bulunan diğer kokuların bunu engelleyemediği ilk olarak 1800’lerin son yıllarında gözlenmişse de, ilk feromon 1956 yılında bulunmuştur. Bu, yetişkin ipek böceklerine ait güçlü bir cinsî çekim feromonuydu. Bir Alman araştırma ekibi bunu izole edebilmek için 20 yıl çalıştı. Ekip, 500.000 dişi güvenin karnındaki bezleri aldıktan sonra ilginç bir madde buldu. Bu maddeden çok küçük bir miktar bile erkek güvelerin dişileri çekebilmek için hususî bir dans hareketine başlamaları için yeterliydi. Bu madde erkek güvelere ‘yanıma gel’ mesajı iletiyordu ve kilometrelerce öteden bile tesirini gösteriyordu. Araştırmacılar, tek bir dişi güvenin, kesesindeki feromonun tamamını bırakması durumunda, çok kısa sürede bir milyar erkeği kendine çekebileceğini hesapladılar.

Bir dişi hayvanın, üreme zamanını erkek hayvanlara bildirerek onları yanına çağırmayı, karıncaların sosyal hayatlarını düzenlemeyi, kraliçe arı hariç bütün dişi arıların üremelerini engelleyerek onları işçi olarak çalıştırmayı sağlayan feromonlar, canlıların yaratılış gâyelerine uygun olarak görevlerini yapmalarında önemli roller üstlenmişlerdir.

Feromonlar son derece tesirli, kokusuz, uçucu maddeler oldukları için salgılandıktan sonra diğer canlılar bundan istemeden de olsa etkilenirler. Birşeyden çok şeyi farklı farklı hususîyetlerle yaratan Hikmeti Sonsuz Rabbimiz, feromonları da her türe has bir dizaynla yaratmıştır. Feromonlar genellikle şu şekilde sınıflandırılabilir:

Toplanma feromonları: Erkek ve dişileri bir araya toplanmaya çağırır. Göç etmeden önce toplanmayı ve gıdaların bulunduğu yerin keşfedildiğini haber vermede kullanılır.

Alarm ve ikaz feromonları: Yaklaşan bir tehlikeyi haber vermede kullanılır.

Yumurta bırakmayı engelleyici feromonlar: Aşırı nüfus artışını engellemek için dişi hayvanlar tarafından yayılır. Belli bir müddet sonra nüfusun çok fazla olduğu müthiş bir programla hesaplanarak, canlının üremesi durdurulur.

Mekân sahiplenme feromonları: Birçok memeli hayvan arasında bir hayat ve faaliyet sahasını belirlemede kullanılır.

Üreme feromonları: Üremek için karşı cinsi çeker. Bu feromonlar türlerin nesillerinin devamı için önemlidir.

Takip feromonları: Çeşitli maksatlar için yolları işaretler, karıncaların gıda bulması buna güzel bir örnektir.

Arılar, karıncalar gibi böcek türlerinde feromonlar, haberleşme vasıtası olarak sosyal hayatın düzenlenmesinde ve üremede çok önemli rol oynamaktadır. Daha yüksek organizasyonlu yaratılışa sahip hayvanlar iletişimde ses ve vücut hareketlerini kullansalar da feromonlar, çeşitli davranışların belirlenmesinde önemini korumaktadır.

Bir böcekte 9-10 g veya daha az miktarda feromon bulunur. Bugün 1.000’in üzerinde feromon çeşiti tespit edilmiştir. Bunlar başlıca böceklerde, aynı zamanda kabuklu eklembacaklılar, örümcekler, balıklar, kurbağalar, sürüngenler ve memelilerde bulunmuştur. Kuşlarda ise bulunamamıştır.

Mucizevî bir ürün olan balı ve harika mimarisi olan peteği ile Yaratıcımız’ın kudretinin bir tercümanı olan arılarda; ana arı feromonları, çiftleşme feromonları, alarm feromonları, ayak içi feromonu gibi feromonlar başta olmak üzere otuzbir farklı feromonun mevcut olduğu tespit edilmiş olup, bunlardan sadece onüç tanesinin özellikleri bilinmektedir.

Ana arı feromonları işçi arıların yumurtalıklarının gelişmesine mâni olarak onların düzen içerisinde çalışmasını sağlar. Üreme feromonları evlenme uçuşu sırasında erkek arıları etkiler, feromon yoğunluğunu takip eden erkek arılar ana arıya ulaşır ve onunla birleşirler.

Koloninin müdafaasıyla alâkalı bir işçi arı rahatsız edildiğinde veya yuvası için bir tehlike sezdiğinde, karın bölgesini kaldırarak iğne çemberini açar, iğnesini çıkarır ve bir damla zehir salgılar. Kanatlarını hızlı bir biçimde çırparak alarm feromonlarının yayılmasını sağlar. Böylece diğer arılar uyarılır ve tehlike kaynağı araştırılarak hücuma geçilir.

İkinci bir alarm feromonu olan 2-heptanon adlı bileşik, işçi arıların çene bezlerinde üretilir. Ana arılar, erkek arılar ve petekten yeni çıkmış genç işçi arılar, 2-heptanon üretemezler. Arıların 2-heptanonu niçin ve ne zaman kullandıkları henüz tam olarak bilinmemekle birlikte, kovan içine giren yabancı ve yağmacı arıların 2- heptanon ile işaretlendiği, çiçekler üzerine sürülen 2- heptanonun arıların bu çiçeklere yaklaşmasını önlediği, arıların nektarı alınmış çiçekleri bu madde ile işaretleyerek diğer arıların uğramasını engelledikleri sanılmaktadır.

Nasanof feromonu, işçi arıların 7. karın halkası bölgesinde bulunan salgı bezlerinden salgılanır. Tarlacı işçi arılar çok zengin bir kaynak bulduklarında bu feromon ile kaynağın yerini işaretleyerek diğer arıların kaynağı kolayca bulmasını sağlar. İzci arıların bulduğu yeni yuva yerleri diğer arılar tarafından kolaylıkla bulunur.

Yüce Beyan’da ifade edilen; ‘Rabbin bal arısına; dağlarda ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin, sonra her çeşit ürün ye. Sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü’ diye öğrettiği İlâhî Ferman’ın gereğini yerine getirmesi için, arının bu maddelere ihtiyacı olduğu ve bu iş için gerekli donanımla birlikte yaratıldığını görüyoruz.

Termitler de yuvada işlerin iyi gitmesi ve düşman istilâsında alarm verilmesi gibi işler için feromon salgılarlar. Kraliçe termit diğer dişilerin üremesini durdurmak ve cemiyetin birliği için diğerlerinin üremesini durdurucu feromon salgılar.

Ergin çöl çekirgesi erkeklerinin salgıladığı bir feromon, diğer cinsin tam olgunlaşmamış olan fertlerinin olgunlaşmasını, yani er ve yumurtalık bezlerinin birbirine denk gelecek şekilde olgunlaşmasını sağlar.

Bir erkek ve dişi kelebek birbirlerini fark ettikleri anda, karşılıklı haberler göndermeye başlar. Erkek kelebeğin gâyesi dişinin bir yere konmasını ve üreme için hazırlanmasını sağlayabilmektir. Bazı türlerde dişi, erkeğin yaklaşmasını onaylamak maksadıyla karın bölgesini kanatların arasından yukarı doğru kaldırır. İnsanların koku olarak idrâk edebildikleri bazı uyartılar kelebekler tarafından kimyevî kelimelerle yerine getirilir.

Memelilerde de feromonlar, çeşitli davranışların belirlenmesinde kullanılır. Dişilerden salgılanan feromonların erkekleri cezb ettiği, erkeklerden salgılanan feromonların ise üreme zamanının başlamasını ve yumurtlamayı düzenlediği bilinmektedir. Meselâ, erkek hayvanın bulunmadığı sürülerde dişi koyun ve keçilerin yumurta üretme zamanlarının bozulduğu belirlenmiştir.

Feromonların, memeliler içerisinde en çok kemirgenlerin davranışları üzerinde tesirli olduğu bilinmektedir. Dişi farelerin üreme zamanlarının erkek farelerin varlığı ile başladığı ve düzenlendiği hattâ eşinden başka erkek sıçanla yaşamaya başlayan dişi gebe sıçanların düşük yaptığı, bilinen bir gerçektir. Araştırmacılar dişi farelere, erkek farelerin idrarı koklattırıldığı zaman ergenliğe daha çabuk ulaştıklarını bulmuşlardır. Ayrıca, farelerde feromonların bilgi aktarmada bile rolü olduğu bilinmektedir.

Memelilerden tüysüz köstebek faresi yuvadaki diğer dişiler üzerine tesirli olan bir feromon salgılayarak onların cinsiyet gelişmelerini durdurur. Yeraltında yaşayan bu hayvan, futbol sahası büyüklüğünde bir alana galeriler açar. Kraliçe köstebek faresi 10 yıl süre ile 3 ayda bir yavrular. 80 köstebek faresi onun kontrolü altındadır.

İnsan feromonları
İnsan feromonları diğer canlılarda olduğu gibi karşı cinsi cezbeden hususî yaratılmış kimyevî maddelerdir. Aslında insanlar bunu hissetmezler. Feromonları algılamakla vazifeli vomeronazal organ, (VNO) burun tabanına yerleşmiş çift taraflı bir alıcıdır ve feromonları hissederek beynin hipotalamus kısmına nakleder. İnsanda, hâmilelik, annelik davranışları ve sosyal münasebetlerde tesirli olan bir sistemdir. Feromonların ay halinin düzeninde rolü olduğu, kadınlarda hissiyat değişiklikleri yaptığı, anne-bebek bağını artırdığı, eşler arasındaki yakınlaşmayı artırdığı gözlenmiştir.

İnsanlararası münasebetlerde ve davranışlarda, koku duyusunun belirleyici bir tesiri olduğu savunulurken, koku almayan hastalarda bu durumu açıklamada bir eksiklik göze çarpmaktadır. Son çalışmalarla VNO’nun bu eksiği giderebileceği ve şuurlu olarak fark edilmese de hissî uyarıların davranışları etkileyebileceği ileri sürülmüştür. İnsanlararası feromonal tesirler, uzun yıllardan beri savunulmakta ve bunun cinsiyete has olduğu düşünülmektedir.

İnsanların feromonları, derinin çeşitli bölgelerinden (koltuk altı, kasık vs gibi) yayılmaktadır.

Birlikte çalışan kadınlar arasında görülen toplu âdet görme veya erkeklerle aynı ortamda çalışan kadınlarda görülen düzensiz âdet görme feromonal tesire örnek verilebilir. Bu konuda yapılan deneyler kadınlar arasında hormonal durumla ilgili bilgileri taşıyan kimyevî maddelerin geçişi olduğunu düşündürmektedir. Feromonal tesirlerin birbirlerinden hoşlanan, birbirleri ile iyi geçinen, ortak çalışma isteği içinde olan kişiler arasında daha güçlü olduğu da anlaşılmıştır.

Tespit edilmiş insan feromonları vomeroferinler steroidler gibi çeşitli moleküler yapıdadır.

Erkekler kadınlara nazaran daha yoğun miktarlarda androsteneidion salgılarlar. Kadınlar bu maddeye erkeklerden daha duyarlıdırlar.

Monti-Bloch’un yaptığı bir çalışmada, Amerikan Psikoloji Topluluğu’nun tanımladığı davranış şeklini değerlendiren 70 sorudan ibaret bir psikolojik test, vomeroferin yapısındaki androsteneidion uygulanmasından önce ve sonra kadınlarda yapılmıştır. Neticede bu vomeroferinin istatistikî olarak önemli ölçüde kadınlarda negatif davranışların azalmasına, rahatlamayı artırdığına, kendini iyi hissetmeyi sağladığına şahit olunmuştur.

Birçok memeli türünde VNO uyarısının; gebelik, ergenlik çağı gibi fizyolojik hâdiselerde tesirli, üreme ile âlâkalı hormonların salınımına sebep olduğu bilinmektedir. İnsanda da vomeroferinlerin LH (Lüteinizan hormon), FSH (Folikül stimüle edici hormon) ve testosteron salınımının seviyesini değiştirdiği deneyle gösterilmiştir.

Sentetik olarak üretilen bazı insan feromonlarının tesiri, bunları üreten firmalar tarafından mübalâğalı bir şekilde reklam edilse de, bu husustaki ilmî veriler çok kesin ve çarpıcı değildir. Ancak zamanla bu maddelerin tesir mekânizmalarının daha iyi anlaşılabileceğine, bilhassa eşler arasındaki ruhî uyum ve anlaşma ile bu maddeler arasında bir paralellik olup olmadığı üzerinde durulmasına gerek olduğu görülmekedir.

Büyük bir ihtimal ile ruhî değişimlerin zamanla vücudun kimyasını da değiştirdiği ve ailevî münasebetlerin işleyişine tesir ettiği de gösterilebilir. Belki de birbirlerini sevmeyen, kalbî ve ruhî uyumsuzluk içinde olan eşlerin ruhlarındaki sıkıntı ve çarpık duygular onların kimyasını bozarak feromonlarını değiştirmektedir. Böylece ‘mânevî arızalar, maddî sahayı da bozarak bu mânâda başlayan bozulmayı daha da hissedilir kılmaktadır’ denilebilir. Ancak bu husus daha çok araştırmayı beklemektedir.

Leave a Comment

You must be logged in to post a comment.