Kan Hafızası | Devis'So Psychology Engineering

Kan Hafızası

Written by on Ocak 3, 2016 in Sağlık - No comments

Kan Hafızası

Kan neyi hatırlatmakta? İnsan vücudundaki kırmızı renkli sıvıyı… Damarlar içinde bulunur. Dolaşım halindedir; taşıyıcıdır. Kaynaklara göre, her gün belli bir kısmı yenilenmektedir. Ya hafıza? Beyindeki izlerin bulunduğu bellek, dün, geçmiş, hatıralar vesaire… Beş duyu vasıtasıyla algılanan bilgi, hafıza ile barınır, zeka ile biçimlenerek, kıvamını alır. Gelgelelim, kan hafızasına…

Kan, hafıza ile pekişir. Esasında her millet kendine mahsus bir kan hafızasına sahiptir. Biyolojik olarak yirmi, otuz, kırk, elli yaşında olabilir insan, fakat ruhen yaşı kan hafızası nispetinde hissettirir kendisini; hangi millete mensupsa ve nasıl bir aidiyet güdüyorsa…

Bahtiyar Vahapzade, mesele çerçevesinde, Kızılordu’nun Bakü’de gerçekleştirdiği “Kanlı Yanvar” bir diğer adıyla “Kanlı Ocak” hadisesindeki mühim bir ayrıntıyı nakletmekte:  “16 Ocak 1990… Akşam vakti bahçeden yükselen ‘Allah-u Ekber’ sesini duyunca balkona çıktım. Son 20 yıldır ‘abidelerin korunması’ idaresine çevrilmiş ve bize komşu olan caminin minaresine 5-6 gencin çıktığını gördüm. Ellerinde millî cumhuriyetimizin üç renkli bayrağı dalgalanıyordu. Bu gençler, atamız Mehmet Emin Resulzâde’nin yükselttiği bayrağı minareye dikerek, ‘Allah-u Ekber’ diye bağırmaya başladılar. Onlar 20-25 yaşlarındaydı. Üç renkli milli bayrağımızın mevcudiyetini onlar nereden biliyorlardı? ‘Allah-u Ekber’i yüreklerine nakş edenlerin dilleri kesildiği zaman dünyaya gelen bu gençler bu mukaddes kelamın sırrını ve gücünü nereden biliyorlardı? Kulaklarının duymadığı, gözlerinin görmediği ve dillerinin söylemediği üç renkli bayrak, Mehmet Emin ruhu ve ‘Allah-u Ekber’ nidası onların hafızasında yaşıyor ve onları gizli bir ateş gibi içeriden yakıyormuş.” (Rasim Ekşi: Karabağ – Şanlı Tarihi Acı Talihi, Doğu Kütüphanesi, 2010)

Soru şu: Hafızası tahrip ve tahrif edilen bir millet, millî hafızası ile hareket edebilir mi? Hafızasızlaşan bir millete yeri geldiğinde “damızlık ecnebi” bile reva görülebilmekte. Dolayısıyla, hafıza boşalmasına maruz kalmak, hafızanın kansızlaşmasıdır da. Hükümsüzleşme ve yabancılaşma böylece hortlayıverir. İnsanın, kanı donar; eblehleşir. Ruhen formatlanır ayrıca.

“Kan davası” demiyorum, dikkat buyurunuz: Kan hafızası…

Kan hafızası, bir diğer ifadeyle, genetik hafıza nesilden nesile intikal eder. Dün yaşananlar, ecdadın maruz kaldıkları, hafızadaki yerini alır, kaydolur. Davranış biçiminin tekrarlanması olarak tezahür eden bir vaziyettir bu. Kan hafızasına sahip bir bünye, vatan evlatlarının hatırasını yüreğinde ebediyen yaşatır. Tarih için, milletlerin hafızası denir. Fakat günümüzde, bırakın hafıza yenilenmesini yahut güncellenmesini, mevcudun muhafazası bir meseledir artık…

Bu ülkenin çocukları, kozmopolit bir aymazlıkla başkalaştırılmakta iken, kan hafızasının, yani, milli hafızanın özümsenmesi, kimleri niçin rahatsız eder, ürkütür ve üzer? Eskinin, geçmişin, dünün her zaman iyi, doğru, güzel olduğunu düşünmüyoruz elbette. Bu başka. Kan hafızasına sahip olmak, mensubu olunan milletin mukaddesatından ve mukadderatından mesul olmayı gerektirir.  Cemil Meriç’in ‘Bu Ülke’ adlı eserinden iktibasla: “Ağaç köküyle yaşar, insan da…”

Leave a Comment

You must be logged in to post a comment.